basin

Basın Toplantısı Konuşma Metni

Seçim Sonuçlarını Değerlendirdiğim Basın Toplantısı Konuşma Metni (21 Nisan 2015)

Değerli arkadaşlar, değerli basın mensupları, değerli katılımcılar, sevgili gönüllüler hepiniz hoş geldiniz.

Bir Tabu Yıkılmıştır

İştirak ettiğiniz için hepinize çok teşekkür ederim, arkadaşlarım adına da aynı zamanda. Bu, hayatımın ilk seçimiydi, yani siyasi anlamda ilk seçimiydi. Bu seçimde en önemli rakibim, ‘’acaba kazanma ihtimali var mıdır?’’ sorusuydu. Kazanabileceğimize inandırmaya çalıştık, aylarca bunun için çaba sarf ettik. Toplumun önemli bir kısmını inandırmaya başladığımızda seçime henüz iki gün kalmıştı. Belki birkaç gün daha olsa sonuçlar daha farklı olurdu. Yalnız ortaya çıkan sonuca baktığımız zaman önemli bir başarının elde edildiği kanaatindeyim. Kıbrıs Türk siyasi yaşamında bence bir tabu yıkılmıştır. “Bu kadar oy alabileceğini bilseydim bende verirdim” diyen çok insan duydum bu bir gün içerisinde. Gerçek olan bir şey var; artık belki sonuç itibariyle bu seçimin sonucunda 2.tura kalan olmadık ama kazandığımız bir şey var; Kıbrıs Türk halkına istenildiğinde bağımsız bir adayın cumhurbaşkanlığına aday olabileceğini ve bu seçimden gayet de başarıyla çıkıp seçimi kazanabileceğini ispat ettik, kanıtladık, inandırdık. İnanmayan varsa buyursun gelsin tartışalım.

Toplumsal Bir Başarıya İmza Atıldı

Toplumsal başarıya ihtiyacımız olduğunu söyledik aylarca, aslında bunu yıllardır söylüyoruz. Bu toplumun kendine olan güveni zaman içerisinde yitirmeye başladığını kendine olan öz güveni yeniden kazanması için toplumsal bir başarıya ihtiyacımız olduğunu hep söyledik, hep altını çizdik ve bence aslında bu seçimin ilk turunda ortaya çıkan şey toplumsal bir başarıdır çünkü Kıbrıs Türk siyasi yaşamında her şey bir ilktir. Bir parti olmadan, bir parti desteği olmadan, bir örgüt olmadan, gönüllülerle yürünen bir yol sonucunda, bir menfaat bağı olmadan, gönülden bir bağ ile böyle bir sonuç ortaya çıkabiliyorsa, bu seçimin sonucunda aslında vatandaşların ve hepimizin varmamız gereken sonuç şudur: Demek ki olabiliyormuş. Demek ki inanınca, isteyince, çalışınca başarılı olunabiliyormuş. Bize verilen oyların hiçbir biçimde bir tepki oyu olduğunu düşünmüyorum. Bize verilen oylar son derece bilinçli ve bir vizyona verilen oylardır. Makul, mantıklı düşünebilen insanların yapmış oldukları değerlendirme sonucunda bir vizyona; temiz toplum, temiz siyaset ve “bu halk kendi iradesine dayalı bir yönetimle yönetilmelidir” diyen insanların bu üç temel vizyona vermiş oldukları oydur. Aynı zamanda herkesin şunu bilmesini isterim; biz iğne ile kuyu kazdık. Tek yaptığımız şey vardı gittiğimiz yerlerde; vatandaşları ikna etmeye çalıştık ve inandırmaya çalıştık. İkna ederek de, inandırarak da bir vizyon temelinde sadece bunlara dayalı bir siyaset anlayışı olabileceğini de kanıtladık.

Cumhurbaşkanı Bölen Değil Birleştiren Olmalı, Ortak Değerler Etrafında Birleştiren Olmalı

Hayatım boyunca bu seçimde, arkadaşlarımla birlikte aynı fikirleri paylaştığımı varsayarak ve bilerek aslında bunu söylüyorum; ideolojilere de siyasi partilere de karşı olmadım, yanlış bulmadım. Ancak, ortak değerler etrafında birleşebileceğini savundum. Bir toplumun en fazla ihtiyacı olan şeyin bu olduğuna inandım. Özellikle sarsıntılı, zor dönemlerden geçen toplumların ortak paydalarda birleşmesi gerektiğine inandım, bunu savundum. Arkadaşlarımla birlikte bunu savundum. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimi için bu gerekliydi ve gereklidir de aynı zamanda. Cumhurbaşkanı tarafsız kalabilecek, partiler üstü bir makamdır. Bu kadar yılda anlayamayan varsa bir kez daha anlatma fırsatı bulduk, çok sayıda insanın da öğrenmesine umarım yardımcı olduk. Farklı görüşten insanları kucaklayabilecek olan bir kişi olmalıdır cumhurbaşkanı. Ama sadece göreve geldiğinde “mış gibi yaparak” değil, o göreve gelirken, o seçim sürecinde farklı siyasi görüşleri, farklı ideolojilerden, siyasi yelpazelerin farklı kesimlerinden herkesi kucaklayabileceğini gösteren, göreve geldiğinde de görev ve yetkilerini bu çerçevede kullanacak olan bir cumhurbaşkanıdır ihtiyacımız olan. Biz bunu gösterme fırsatı bulduk. İdeolojik temelde insanları dışlayan ayrıştıran, kamplara bölen olmadık, olunmaması gerektiğini söyledik, inşallah anlaşılmıştır. İnsanları, vatandaşlarımızı sağcı, solcu, çözümcü, çözüm karşıtı, Türkiyeli, Kıbrıslı vs. gibi ikilikler üzerinden bölen değil, siyasi yelpazenin çok farklı renklerini kucaklamayı bilebilen ve yapabilecek olan bir cumhurbaşkanına, partiler üstü birisine ihtiyaç olduğuna dikkat çekmeye çalıştık; seçim kampanyamız da bu temelde yürüdü. Bazı kesimler bunu anlayamadılar, anlamak istemediler, bazen ayıp ettiler ama toplum bu yaklaşımı hiçbir biçimde yadırgamadı ve benimsedi. Sonuç, toplumun bu yaklaşımı benimsediğinin göstergesidir.

Cumhurbaşkanının bu süreç içerisinde görev, yetki ve sorumluluklarını detaylı bir biçimde anımsattık, anlattık, tarif ettik, hukuk kurallarına dayalı bir biçimde, dünyadaki başka örneklere dayalı bir biçimde, ülkemizin özel koşullarını dikkate alarak öğretmeye çalıştık ve konuşulmasını sağladık. Bu sürece bu anlamda da ciddi bir katkı yaptığımız kanaatindeyim ama takdir tabi ki toplumundur. Toplum bu seçim ertesinde bu görev yetki ve sorumlulukları eminim talep edecektir, talep etmelidir; biz de talep eden durumda olacağız.

Herkesin şunu bilmesini isterim. Bu sözler sadece bu seçim sürecinde söylenen sözler olarak kalmayacak. Zaman zaman, bunu özellikle gönüllü arkadaşlarım için söylüyorum, onları üzen bir şeydi, ben olabildiğince onları bu konuda sakinleştirmeye çalıştım; görüşlerimiz, analizlerimiz, söylemlerimiz kopyalandı. Ama eğer bu sürece biraz katkısı olduysa ne mutlu bize, diyorum.

Mevcut Partilerde Gençleşme ve Demokratikleşme Şart

Hem süreç içerisindeki tecrübem, bu süreç içerisinde edinmiş olduğum tecrübe hem de almış olduğumuz sonuç bence bir şeyi net bir biçimde göstermiştir. Mevcut siyasi partiler içerisinde, temiz siyaseti, kendi irademize dayalı bir geleceği savunan çok sayıda dürüst, bu ülkenin geleceğini düşünen insan vardır. Bu bir örgüt başkanı da olabilir, bu bir parti üyesi de olabilir, parti delegesi de olabilir… Sadece partisi olmayanların desteği yoktur bu %21 küsurun içinde. Partilerinde olup da bu ülkede temiz siyaseti, hak ettiğimiz gibi bir yönetimi savunan çok sayıda insanın desteği vardır; hepsini buradan selamlıyorum. Bu durumu bu yeni ve farklı bir siyaset anlayışını ya da talebini bugün var olan siyasi parti yöneticileri umarım görürler ve anlarlar, umarım bu mesajı alırlar. Umarım bugün var olan siyasi partiler gerek gençleşme gerekse demokratikleşme bağlamında ne durumda olduklarını ve bu ülkeyi bu halleriyle pek de bir yere götüremeyeceklerini anlarlar da kendilerine artık çekidüzen vermeye başlarlar. Umutlanmak istiyorum ama bir taraftan da yapılan erken genel seçimde ortaya çıkan karma oy oranından, belediye seçimlerinde verilen tepkiden, referandumda verilen tepkiden ve ortaya koyulan duruştan, bu seçimdeki katılım oranından pek de mesaj almayanların bu az önce tarif ettiğim şeyden mesaj alıp almayacakları konusunda da açıkçası emin değilim, sadece umutlanmak istiyorum.

Katılımdaki Düşüş Sisteme ve Siyasete Güven Sarsılmasıyla İlgili

Bu seçime katılım maalesef çok düşük olmuştur. Bütün samimiyetimle söylüyorum, bu seçime katılmamış olsaydık çok daha düşük olabilirdi. Çünkü gitmiş olduğumuz pek çok kamu kurum ve kuruluşunda, pek çok sivil toplum örgütünde, pek çok köyde, bölgede, her yerde, vatandaşların pek çoğundan “son beş yıldır sandığa gitmedim Hoca, senin için gideceğim”, “son on yıldır gitmedim, temiz siyaset için gidip sana oy vereceğim” diyen çok insan gördüm. Bunu da umarım siyasiler değerlendirir. Siyasete ve sisteme olan güven sarsılmasını umarım görerek bunun düzeltilmesi ne yapacağımızı bir an önce için oturup tartışırız. Çünkü bu son derece önemli bir ihtiyaçtır. Dilerim ikinci turda bu oran daha da düşmez, aksi halde seçilecek olan cumhurbaşkanının etkisi ve ağırlığı açısından, ülkemiz açısından iyi bir sonuç ortaya çıkmayacaktır. Dilerim bu oran daha da düşmez çünkü seçilecek olan cumhurbaşkanının herhangi bir biçimde demokratik meşruiyetinin sorgulanması gibi durumun Kıbrıs Türk halkına yarar değil zarar getireceğine inanan birisiyim. Dolayısıyla bu seçime katılmayı daha önce olduğu gibi şimdi de önemseyerek, altını çizerek şahsen teşvik ederim.

Tüm Sözlerimin Arkasındayım, Seçim Döneminde Verilenler Dahil!

İlk yaptığım açıklamada vermiş olduğum sözlerin arkasındayım demiştim, özellikle bir daha vurguluyorum çünkü toplumda güveni yitiren siyasiler gibi seçim döneminde başka bittikten sonra başka konuşmam, asla konuşmayacağım, ne dediysem, bütün sözlerimin arkasındayım. Bir kere ‘’Bu seçime kazanmak için girdim, siyasi bir parti kurmak için değil’’ demiştim ve bu sözümün arkasındayım. ‘’Bundan böyle bir başkası seçilirse onun vereceği müzakerecilik görevini artık kabul etmem’’ demiştim ve sözümün arkasındayım. ‘’Oy yönlendirmeye kalkışmam, ikinci tura kalırsam diğer adaylardan gidip de oy talep etmem’’ demiştim; bu sözlerimin arkasındayım.

Kimseyle Bir Pazarlık Yapmam Söz Konusu Olmaz

Bunları biraz açmak istiyorum. Bir kere, iki adayın benimle görüşme talebini, dün görüşme talebini kabul etmediğimi özellikle vurgulamak istiyorum. Görüşmeyi bu basın toplantısından sonraya almış olmamın özel bir sebebi vardır; çünkü kimsenin herhangi  bir pazarlık içerisine girip de görüşlerimizi ona göre şekillendireceğimizi düşünmesini istemem. Bizi tanıyanlar bunun asla olmayacağını bilir ama en azından kamuoyuyla görüşümüzü, duruşumuzu bir paylaşalım, ondan sonra görüşelim demiştim. Bugün saat 14:00’de Sayın Akıncı ve saat 15:00’de Sayın Eroğlu ile birer görüşmemiz vardır. Bugünkü görüşmelerden sonra da şimdi burada açıklayacağım görüşlerimin değişmeyeceğini özellikle de vurgulamak istiyorum.

Kendim İçin Oy İstemedim, Başkası İçin Hiç İstemem

İkincisi, aldığım oylar cebimde değildir, çıkarıp da cebimden bir başkasına verecek değilim. Aldığım oyları kendime zincirle bağlamış değilim dolayısıyle serbest de bırakacak değilim. Temiz siyaseti kendisine ilke edinen birisinin, kendi irademize dayalı bir geleceği savunan birisinin, seçmenin hür iradesine ters bir adım atması beklenemez, beklenmemelidir.

Üçüncüsü, bu seçimde biz temiz siyaseti, bize yakışır bir temsiliyeti, işinin ehli bir cumhurbaşkanını seçmemiz gerektiğini savunduk. Duruşumuz buydu ama hiçbir zaman örneğin, “cevap Özersay” demedik, “tabii ki Özersay” da demedik; “siz seçin” dedik. Yani kendime dahi oy istemedim, “Özersay’a oy verin” demedim, “başkasına oy verin” nasıl derim, siz bana söyleyin. Dolayısıyla, sonuç olarak, seçmen hür iradesiyle, hangi aday bu ülkenin daha fazla yararına olur, bunu kendi aklı ve vicdanıyla seçebilir, seçmene olan saygımdan sadece bunu söylemekle yetinebilirim. Ama şahsen ben bu değerlendirmeyi, bugüne değin ortaya koyduğum vizyon belgesine bakarak yapacağım ve 26 Nisan’da sandığa gidip aklım ve vicdanımla kararımı sandığa yansıtacağım. Bir şeyi daha vurgulamakta belki yarar vardır. Bütün seçmenlerin ve özellikle de hitap ettiğim kesimin bu ülke için doğru ile yanlışı, bu ülke için iyi ile kötüyü ayırabilecek ve değerlendirecek insanlar olduğu konusunda zerre kadar şüphem yoktur.

Evet, bu seçime kazanmak için girdim, parti kurmak için değil. Kazanmaya çok yaklaştığımız ortada olduğuna göre, sözümün aslında ne kadar doğru olduğu da teyit edilmiş oluyor. Bu seçimi kazanabilirdik, kazanmak için girdik, bütün hedefimiz de bu oldu, başka bir şey hedefleyerek bu seçime girmedik. Aldığımız destek temiz toplum, temiz siyaset ve kendi irademize dayalı gelecek talebini yansıtıyor ve bunun bize bir sorumluluk yüklediğinin farkındayım.

Bu Benim Hayatımdaki İlk Seçimdi, Ama Son Seçim Olmayacak

Bugünden sonra, madde bir; topluma, ülkeme ve siyasete küsmeyeceğimin güvencesini verebilirim. Bir yerlere gidip kapanıp da temiz siyaset, temiz toplum ve kendi irademize dayalı bir gelecek için mücadele etmeye devam etmekten vazgeçmeyeceğimin güvencesini verebilirim. Bundan böyle nasıl bir yol izleyeceğimize tek adamlık yapıp da tek başıma karar verecek birisi değilim. Bir kere, bu süreçte bize destek veren, bize fikir veren, bizi desteklemese bile zaman zaman bizimle oturup fikir zenginleşmesine yardımcı olan yüzlerce insan oldu, hepsiyle ayrı ayrı görüşüp hepsine danışacağım, arkadaşlarımla birlikte. Bir ikincisi bölge ve köy ziyaretleri yapıp vatandaşlarla konuşmaya devam edeceğim.

Bugün var olan siyasi partilerde bir yenilenme, bir demokratikleşme ve bir gençleşme niyeti olup olmadığını da çok yakından gözlemleyeceğim. Özetle söylemem gerekirse, en başta söylediğim şeyi hatırlatayım,  bu benim hayatımdaki ilk seçimdi ama son seçim olmayacak.

İftira Atanlar Kendi Toplumlarına Güvenmeyenlerdi

Belki biraz uzattım ama bir şeyleri daha kayda geçirmekte yarar vardır bu ülkenin siyaseti açısından, bu toplumun geleceği açısından. Bu süreçte maalesef bizi üzen şeylerde oldu, bunları söylemeden edemem, söylemeden geçemem. Bir kere, bir karalama, özellikle yükselişe geçtiğimiz bir dönemde, gerçekten insanların “demek ki kazanabilir, bu ihtimal var” dedikleri andan itibaren ciddi anlamda bir karalama ve itibarsızlaştırma kampanyası ile karşı karşıya kaldığımızı hiç çekinmeden, hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim. Şunun adamı, bunun adamı, hatta Hitler benzetmesi yapmaya kalkışanlar, para aldı diyenler, bizden üç kat, beş kat, on kat daha fazla para harcamış olmalarına rağmen bize para aldı demeye cüret edenler; şunun adamı, bunun adamı derken, bu toplumun zaman içinde kendine olan güveni yitirdiğini görmezden gelip ne zaman birisi bir başarı elde etse ya da bir grup bir başarı elde etse bunu başkalarına mal etmeye çalışanlar, aslında kendi toplumlarına güvenemeyenlerdir, güvenmeyi beceremeyenlerdir. Biz bu topluma hep güvendik bundan sonra da güvenmeye devam edeceğiz. Zaten toplum bizi yanıltmamıştır. Acı olan tarafı, bütün bu iftiraların aslında acı olan tarafı; samimi olarak söylüyorum bunu, bu basın toplantısı meselesini de bir kenara koyalım, samimi bir şey söyleyeceğim şimdi, bu kadar yıldır siyasi hayatında Rumcu, hain ve benzeri iftiralara maruz kalanların bize bu iftirayı atmaya kalkışması bana en fazla dokunan şey olmuştur. Bu memleketin bir evladı olduğumu, gücümü dışarıda değil her zaman için halk iradesinde aradığımı bu seçimle birlikte kanıtlamış olmaktan gurur ve onur duyuyorum. Bunu söyleyenler, bunu söylemeye kalkışanlar bundan mahcup olmalıdırlar ama bunu becerebilirlerse mahcup olsunlar. Üzülerek bir şeyin daha altını çizmek isterim, sadece rakiplerimizden değil maalesef bazı medya mensuplarından da bu mesnetsiz iftiralara alet olan birtakım yazıların gelmesi bu ülke demokrasisi açısından benim için son derece üzücüydü ve talihsizdi.

Manipülasyon İle Halk İradesine Müdahale Edildi

Bir ikincisi, bizi üzen konu, sürecin en başından bu yana anketler üzerinden bir manipülasyon yapılmaya çalışıldı ve herkes de bunu biliyordu. Bunu yapmaya ısrarla devam ettiler, bunun için ciddi paralar harcadılar ve bazı medya mensupları, evet söyleyeceğim bunu, bu ülkenin demokrasisi açısından önemli olduğunu düşündüğüm için söyleyeceğim, bu manipülasyona çanak tuttular, başlangıçta adaylığımı yok saydılar, yazmış oldukları köşe yazılarında ben yoktum, biz yoktuk veya “şansı yok” diye bir görüntü çizmeye çalıştılar. Israrla bunu yaptılar, gittikleri her yerde bizim adımızdan bahsediliyor olduğunu bildikleri halde bunu yaptılar. Temiz siyaset, siyaset ile medya arasındaki ilişkinin de sorgulanmasını gerektiren bir şeydir. Sadece bir lafçık değildir. Bunun altında, sivil toplum ile siyasetin, medya ile siyasetin toplumun farklı kesimleri ile siyasetin doğru olmayan ilişki biçiminin de sorgulanmasını gerektiren bir şeydir. Bütün bunların halk iradesine bir nevi müdahale anlamına geldiğine inanıyorum ama halkın günün sonunda son derece güzel de bir yanıt verdiğini düşünüyorum.

Hiçbir Menfaat Talebini Kabul Etmedim

Bir diğer üzücü konu, samimiyetle paylaşmak istediğim, uzun yıllar, aylar ve günler temiz siyaset vurgusu ve duruşuna rağmen, az sayıda da olsa kişisel menfaat talep edenler olmadı desem yalan söylemiş olurum. Hiçbirini kabul etmedik. Demek ki kabul edenler varmış ki bu talepler de geliyor. Bunu bir daha toplum olarak hepimiz oturup sorgulamalıyız diye düşünüyorum, bu açıdan kat edeceğimiz daha yol var, mesafe var diye düşünüyorum.

Özetle, bu seçimde yapmadığım için pişman olmayacağım birtakım şeyler oldu. Ne birisine benzin parası verdim, ne yemek yedim, ne yemek verdim, ne oy için para verdim, ne birisinin elektrik borcunu ödedim, ne birisinin kredi kartı borcunu ödedim, ne birisinin su sayacını bağlattım, kuyu kazma açma izni alması için yardımcı oldum, ne de birisine iş sözü verdim. Demek ki bunlar olmadan da böyle bir oy alınabiliyormuş. Demek ki bu toplumun anaları ve babaları hala daha düzgün evlatlar yetiştirebiliyormuş. Demek ki bu toplumda hala daha atan bir nabız var.

Bugüne değin harcamış olduğumuz miktar 274 bin TL’dir. Bugünden sonra ne harcayacaksın ki böyle diyorsun diyebilirsiniz, eh, koymuş olduğumuz reklam panolarının sökümü için vinç parası gerekirmiş, bu sabah öğrendim, dolayısıyla temkinli konuşmayı tercih ederim. Ama yine de bir miktar, az bir miktar olsa da galiba bir para artacak, onu da bağış yapanlara sormadan belki, aflarına sığınarak, Sosyal Hizmetlere bağlı Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağışlamayı düşünürüz.

Adaylığımı açıklarken topluma verdiğim söz gibi, seçim bittikten sonra on beş gün içerisinde tüm gelir gider tablomuzu açıklayacağız, gelen haftanın başında hazır olacaktır diye düşünüyorum. Pazar günden şimdiye gelen mesajlar ve telefonlar açısından bir şey söylemek istiyorum, lütfen kimse bana kırılmasın. Sadece sms olarak 350 civarında sem ve sosyal medya mesajı olarak sayısını bilmediğim kadar çok mesaj geldi, değişmeyeceğimize göre daha önce olduğu gibi bunların hepsine cevap vereceğim ama cevapsızlara geri dönersem iki maaşı harcamam gerekecek.

Az önce basınla, bazı basın mensuplarıyla ilgili söylediğim şeyin hiçbir biçimde yanlış anlaşılmasını istemem. Bu süre içerisinde hakikaten görevini son derece iyi bir biçimde yerine getiren basın mensuplarını tenzih ederim, hatta bazı siyasi parti gazetelerinin özellikle son derece tarafsız şekilde davrandıkları, her açıdan, yer verme, verdikleri yerin büyüklüğü, yapmış oldukları yorumlar açısından da hepsine ayrı ayrı; sizlere, bizi takip etme nezaketini gösterdiğiniz için, beş ay boyunca her gün açıklama yaptığımızda her gün bunları yayınlama nezaketini gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim. Kuşkusuz, gece gündüz, aile demeden, herhangi bir karşılık beklemeden, mesela benzin parası almadan, tehdit riskini göze alarak destek veren tüm gönüllülere, gizli gönüllülere, partili ve partisiz bütün vatandaşlara, sadece seçim zamanında hatırlanan ve sadece seçim zamanında hatırlandığı için ciddi anlamda kızgın olan köydeki vatandaşa, sanayi bölgesindeki işçiye, sadece seçimler söz konusu olduğunda maddi katkı yapmaları için hatırlanan küçük esnaf ve iş adamlarına, bunu yapmadıklarında re’sen vergi uygulamasıyla hafif gözdağı verilen küçük esnaf ve iş adamlarına, bu ülkeye hizmet vermek için gerçekten canla başla çalışan memurlara, ama bu anlayışla çalışan memurlara, bütün “memur” denilerek küçümsenmeye çalışılan ama bu ülkenin kamu görevlisi olarak bu ülkeye hizmet vermeye çalışan herkese, kısacası tüm yurttaşlara, bizi bağrılarına bastıkları için, oy veren vermeyen herkese çok teşekkür ederim. Çok sağ olun, eksik olmayın.

11 nisan

Özersay’dan Seçim Açıklaması

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay dün Alsancak Spor kulübünde düzenlenen kitle toplantısında kalabalık bir gruba hitap ederek vizyonunu anlattı ve vatandaşlar tarafından sorulan soruları yanıtladı.

Özersay burada yaptığı konuşmada “yaklaşık beş aydır konuşuyor, anlatıyor ve soruları yanıtlıyoruz. 19 Nisan günü geldiğinde bu kez vatandaş konuşacak, sessiz çoğunluk konuşacak” dedi. Özersay yapılacak seçimi Kıbrıs Türk halkının sadece Cumhurbaşkanını belirleme kararı olarak değil, ülke siyasetinin bundan sonra ne yöne gideceğini belirleyecek bir kırılma noktası olarak gördüğünü vurguadı.

Kudret Özersay “bu seçimde, mevcut parti yönetimlerinin desteklediği adaylar yerine, Halkın sahip çıkacağı gerçek anlamda bağımsız bir aday olarak göreve geldiğim takdirde mevcut siyasi parti yönetimlerinde önemli değişiklikler olacağını düşünüyorum. Çünkü her partinin içinde temiz siyaset özlemini taşıyan, kendi partisinde var olan yönetimden ve yanlış siyaset anlayışından memnun olmayan çok sayıda kişi vardır. Bu seçimle göreve geldiğim gün, toplumun kendine olan güveni yeniden kazanmaya başlayacağına ve bunun da siyasi partilerin kendi içinde bir değişim talebinin yükselmesine yardımcı olacağına inanıyorum. Bu nedenle 19 Nisan sıradan bir Cumhurbaşkanlığı seçimi olmayacak. Eski siyaset anlayışını artık bir kenara koyup, yeni bir siyaset anlayışını, temiz bir siyaseti devreye koyup koyup koymama kararını vereceğimiz bir seçim olacak. Ben Kıbrıs Türk halkının sağduyusuna güveniyorum” dedi.

Kalabalık bir gruba hitap eden bağımsız Cumhurbaşkanı Özersay sözlerini şöyle sürdürdü: “Vatandaşın, yani sizlerin canınızı yakan sorunların çözümü için Bakanlar Kurulu’na gerekli gördüğüm hallerde başkanlık edeceğim. Sizlerin derdini hükümetlerin önüne getirip hükümetleri adım atmaya zorlayacağım. Anayasa’nın 107. Maddesine göre Cumhurbaşkanıgerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kurulu’na başkanlık edebilir. Bugüne değin Cumhurbaşkanları Bakanlar Kurulu’na sadece Kıbrıs müzakereleri konusunda bilgi vermek için başkanlık ettiler. Oysa ülkenin içinde bulunduğu durum, Cumhurbaşkanı’nın, hükümeti bazı konularda çözüm üretmeye teşvik etmesini zorunlu kılmaktadır. Başta çevre, uyuşturucuya karşı mücadele, faiz yasasının acilen yapılması ve mazbata sorununun çözümü, bet ofislerinin özellikle gençlerimiz açısından yarattığı tehlikeler, belediyelerin ortak sorunları, iç güvenlik konularında özellikle Polis Teşkilatı’nın ihtiyaçları, yolsuzluğa karşı mücadele ve keyfi vergi düzenlemelerinin değiştirilmesini Bakanlar Kurulu’nun gündemine taşıyacağım. Kısacası sizin sıkıntılarınızı hükümetlerin gündemine taşıyacağım ve çözümünün takipçisi olacağım.”

Kudret Özersay ülkedeki keyfi uygulamaların yarattığı adaletsizlikler ve kamu vicdanını yaralayan konularda hükümeti harekete geçmesi için teşvik edeceğini de vurgulayarak, özel sektör çalışanlarının çalışma koşullarında iyileştirmeye gidilmesi konusundaki önerilerini de Bakanlar Kurulu ile paylaşacağına dikkat çekti. Hükümetin bu sıkıntılara çözüm üretme konusunda isteksizliğini görmesi durumunda bu konuda kamuoyunu bilgilendireceğini ve bu yolla hükümeti hareket geçmeye, var olan sorunların çözümü için adım atmaya zorlayacağı da vurgulayan Özersay “artık önemli bir kararın eşiğindeyiz. Bu, sadece Cumhurbaşkanının kim olacağına ilişkin verilecek bir karar değildir, aynı zamanda bu ülkede bundan böyle nasıl bir siyaset anlayışının geçerli olacağına karar vereceğimiz bir seçimdir. Karar sizindir: Geçmişe mi oy vereceğiz, geleceğe mi? 1970’lerin siyaseti ile mi yol alacağız yoksa yirmibirinci yüzyıl siyaseti ile mi? Kıbrıs Türk Halkı bu değişimi yapmaya isteklidir, kararlıdır. Hep birlikte başaracağız” dedi.

Özersay konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bizler, yeni neslin temsilcileri olarak bu alanlarda eğitim gördük, uygulamada da çalışarak deneyim, tecrübe sahibi olduk. Artık başka konularda olduğu gibi, siyasette de nesil değişikliğine ihtiyaç vardır. Yirmibirinci yüzyılda gerçekten ileriye gitmek istiyorsak, artık bu görevleri yeni nesiller devralmalıdır. Gelin yeni nesillerin, gençlerin önünü açın. Kendi ülkesine hizmet verme arzusu duyan yeni nesile sahip çıkın. Aynı şeyleri yaparak, farklı sonuçlara varamayız. Farklı bir sonuca varmak, gerçek bir değişim yapmak istiyorsak, farklı bir şey yapmalıyız. Yani parti yöneticilerinin belirlediği ya da desteklediği adayları seçersek, değişen hiç bir şey olmayacak. Birşeylerin değişmesini istiyorsak, gelin bu kez, bir partiye ya da siyasiye vefa borcu olmayan bağımsız bir Cumhurbaşkanı göreve getirelim. Ama sözde bağımsız değil, gerçekten bağımsız. Yıllarca kendi siyasi partisinde parti başkanlığı yapmış olanlar, bugün bize bağımsız olduklarını ya da göreve gelirlerse bağımsız kalacaklarını iddia ediyorlar. Bunun olmayacağını, bağımsız kalamayacaklarını hepimiz biliyoruz. Kimin gerçekten bağımsız olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz” dedi.

Haber Kıbrıs

19subat

Özersay: “Seçim günü sessiz çoğunluk konuşacak”

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay, Maraş bölgesindeki Gazimağusa TMT Gaziler Derneği’ni, KKTC Yörükler Derneği’ni, Mağusa Taksiciler ve Taşımacılar Birliği’ni ve Mağusa İnisiyatifi’ni ziyaret ederek, vizyonunu anlattı.

Kudret Özersay Seçim Bürosu’ndan yapılan açıklamaya göre, Özersay, kapalı Maraş’ın Kıbrıs Türk yönetimi altında açılmasının yaratacağı ekonomik gelişmeleri açıklayarak soruları cevaplandırdı.

Kudret Özersay, Cumhurbaşkanı adayı olarak toplumun çok farklı kesimleriyle yüz yüze, birebir yaptığı çok yoğun temaslarda, herhangi bir kişisel menfaate dayanmayan samimi bir diyalog kurduğunu, gönüllülerden oluşan örgütünün yardımıyla yürüttüğü faaliyetler sonucunda kendisine verilen desteğin hızla arttığını söyledi.

Özersay, ziyaretleri sırasında yaptığı konuşmalarda Kıbrıslı Türklerin ada üzerinde verdikleri var olma mücadelesinde önemli bir dönüm noktasına doğru yaklaşıldığına, vatandaşları arasında hiçbir ayrım yapmaksızın Kıbrıs Türkünün iradesinin en iyi şekilde temsil edilebilmesinin önemine dikkat çekti.

Özersay ziyaretlerinde şunları dile getirdi: “Gerek müzakere masasında, gerekse diğer uluslararası platformlarda bizi, tüm vatandaşları en iyi şekilde kim temsil edebilir sorusunu kendimize soralım. Bu konularda tecrübeye sahip olan, işinin ehli olan, uluslararası hukuk ve diplomasi bilgisi olan bir Cumhurbaşkanı bu toplumu uluslararası alanda çok daha iyi temsil edebilecektir. Haklarımızı çok daha iyi koruyabilecek, yeni, yapıcı ve yaratıcı önerilerle Kıbrıs Türk tarafının bir aktör olabilmesi için aktif bir diplomasi yürütebilecektir. İşte bunun için aday oldum, bu görevi gerçekten çok daha iyi yapabileceğime inandığım için bu yola çıktım. Gerek Kıbrıs Rum tarafı ile, gerekse uluslararası aktörler ile daha dengeli bir ilişki kurmanın yolu Cumhurbaşkanlığı görevini bu konuların uzmanı, bu işin ehli olan kişilerin üstlenmesidir. Bu durum stratejik ortağımız ve en önemli müttefikimiz olan Türkiye ile olan ilişkilerimiz bakımından da geçerlidir”.

Müzakereler konusunda var olan tecrübesini toplumdan alacağı yetkiyle çok daha etkili ve sonuç alıcı bir şekilde kullanabileceğini belirten Özersay, “burada toplumda ortak payda halini almış olan ulusal bir mesele vardır. Mesele Kıbrıslı Türklerin haklarının kağıt üzerinde kalmasını önleyecek şekilde müzakere edebilen yeni bir lider seçmekle de ilgilidir” dedi.

Bir kişinin temsilci olarak bir müzakereyi yürütmesi ile Halkın verdiği destekle Cumhurbaşkanı seçilen bir liderin bir müzakereyi yürütmesinin aynı şey olmadığına işaret eden Özersay, toplumdan yetki alması durumunda, çok daha güçlü ve sonuç alıcı şekilde uluslararası alanda Kıbrıs Türkünü temsil edebileceğini, müzakerelerde çok daha etkili bir süreç götürebilecek, müzakerelerin sonuç alıcı olmasını zorlayabileceğini söyledi.

Özersay bu konulara hakim bir kişinin Cumhurbaşkanlığı görevine gelmesinin önemine vurgu yaparak “Cumhurbaşkanın sadece müzakere masasında değil, müzakere masasının dışında da Kıbrıslı Türkleri uluslararası alanda görünür kılmak, haklarını savunmak, uluslararası alanda bu halkı hak ettiği gibi temsil etmek görev ve sorumluluğuna sahiptir” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanının ülke içinde yaşanmakta olan sıkıntıların aşılması için görev ve yetkilerinden de bahseden Özersay, “maalesef bugüne değin belirli bir siyasi partiye vefa borcu olan bazı siyasilerin pek çok konuda Cumhurbaşkanlığı makamında bağımsız ve tarafsız davranma konusunda gerekli özeni gösteremediler, bu görevin ülke yararına yerine getirilebilmesi için sözde değil özde tarafsız olmak gerekir” dedi.

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay, vatandaşın çok fazla ortalara çıkıp eskiden olduğu gibi mobilize edilemeyeceğini, toplumun farklı kesimlerinin, ister bir siyasi partiden olsun isterse tarafsız, sessiz kalmayı tercih ettiğini belirtti.

Özersay sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sessiz çoğunluk artık çoğunlukta olduğunun farkındadır. Ortalarda görünen, sağlanan kişisel menfaatlere göre duruşunu değiştiren kişilerden kat kat daha fazla olduğunun farkındadır. İşte bu sessiz çoğunluk seçim günü geldiğinde konuşacaktır. Vatandaş artık temiz, dürüst ve dinamik, geleceğe dair vizyon ortaya koyabilen insanları bu görevlerde görmek istiyor. Hep birlikte başaracağız.”

Gündem Kıbrıs

18 subat

Özersay: “Konuları Türkiye’ye havale etmeyecek yaklaşımlara ihtiyaç var”

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay, doğal gaz meselesinin Türkiye’ye havale edildiği yönünde bir görüntü oluştuğunu savundu.

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay, dün akşam Halk Sanatları Vakfı’nı (HAS-DER) ziyaret  etti.

Kudret Özersay Basın Bürosu’na göre, ziyarette yaptığı konuşmada Özersay, seçimleri kazanması halinde Kıbrıs Türk tarafının bir çözüm vizyonu ile kendi önerilerini kendisinin geliştirebileceği, yapıcı bir duruşla müzakere masasında aktör olarak bulunacağı bir yaklaşım ortaya koyması için çalışacağını belirtti.

Özersay, “Kıbrıs Türk tarafının her konuda haklarını kendisinin, kendi geliştireceği öneriler temelinde savunacağı ve meseleleri Türkiye’ye havale etmeyeceği bir yapıya, yeni ve farklı bir yaklaşıma ihtiyaç vardır, bunu sağlayacak olan da müzakerelerde tecrübe sahibi yeni bir liderliktir” dedi.

Özersay, doğal gaz konusunda, konunun Türkiye’ye havale edildiğine dair bir görüntü oluştuğunu savundu.

Özersay, “Müzakere heyetinin savunduğu şey halkın seçtiği cumhurbaşkanının ortaya koyduğu vizyondur. Bu demokratik meşruiyetin gereğidir. Halk, kendi iradesi ile Cumhurbaşkanını seçer ve onun ortaya koyduğu vizyon masada takip edilir. Bu görevi Halkın seçtiği bir ismin doğrudan kendisinin yapması, Kıbrıs Türk tarafına güç kazandıracaktır” şeklinde konuştu.

Devletin kurumlarında yeterli hizmet üretemediğini, adam kayırmacılığın ve partizanlığın yaşandığını savunan Özersay, “tayin ve terfilerde, işe alımlarda, disiplin kurallarının uygulamasında yetkili olan Kamu Hizmeti Komisyonu’nun başkan ve üyelerini Cumhurbaşkanı atama yetkisine sahiptir. Bu görevlere işinin ehli olan, adam kayırmacılık ve partizanlık yapmayacak olan tarafsız isimleri atayacağım” dedi.

Gençlik ve spor alanında yeni düzenlemeden de bahseden Özersay, bunun Anayasal olarak yanlış olduğu izlenimi yarattığını kaydederek,  “Süresi bir yılı aşan uluslararası taahhüt içeren antlaşmaların Anayasanın 90.Maddesine göre Meclise getirilip, uygun bulma yasası ile onaylandıktan sonra Cumhurbaşkanının imzasına gönderilmesi gerekir, oysa bu uzlaşı, Bakanlar Kurulu kararı ile kolay yoldan devreye konulmaya çalışılıyor. Hukukun üstünlüğünü savunan herkes gibi ben de Anayasanın 90. Maddesinin devre dışı bırakılmasını doğru bulmuyorum” ifadelerini kullandı.

Gündem Kıbrıs

17 subat

Özersay: “Toplum değişim sinyalleri veriyor”

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay, ekibi ile birlikte Kıbrıs Postası’nı ziyaret etti.

Özersay’ı ziyaretinde Kıbrıs Postası Genel Yayın Yönetmeni Rasıh Reşat, Haber Müdürü Canan Onurer, Reklam Müdürü Övgü İnce, Kıbrıs Postası Dijital Yayınlar Müdürü Çağdaş Öğüç ve Kıbrıs Postası Haber Müdürü Yardımcısı Vatan Mehmet karşıladı.

Kudret Özersay, Kıbrıs Postası’na kabul için teşekkür ederek, Kıbrıs Türk siyasi tarihinde farklı bir seçim sürecine girildiğini kaydetti. Özersay, daha önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden farklı olarak, artık sadece iki ana isim üzerinden bir seçim süreci değil de, çok daha farklı bir sürece girildiğini belirtti ve siyasi partilerin rolünün ve ağırlığının eskisi kadar olmadığı bir süreçten geçildiğini ifade etti.

Özersay sözlerine şöyle devam etti:

“Yakın zamanda yapılan seçimlerde toplumun belli başlı değişim sinyalleri verdiği bir süreçten geçiyoruz. Bunun nasıl yansıyacağını göreceğiz. Öngörülebilir bir seçim olmamakla birlikte, bu seçimi kazanabileceğimi düşündüğüm için girdim. Ülkenin içinde bulunduğu durumla birlikte, bu seçimde medyaya çok önemli bir görev düşüyor. Çoğulcu demokratik sistemlerde, seçim öncesi ve sonrasında çok önemli bir rolü var. Bizde de siyaseten önemli bir eşik olan Cumhurbaşkanlığı seçiminde önemli bir misyon yerine getirileceğini düşünüyorum. Halkın adayları tanıması ve anlaması şansını tandığınız oranda, halk çok daha sağlıklı sonuçlara ulaşabilecek. Tarafsızlık ve bağımsız hareket etmenin önemi bir kez daha gündeme geliyor. Geçmişe oranla iç sorunların çözümü yetkileri daha fazla tartışılır durumdadır. Belli başlı görevlerin çok da fazla tartışılmaz bir biçimde tartışılacağını kabul ediyor.”

Bu görev ve yetkilerin yerine getirilmesinin, ülkenin gidişatında önemli olabileceği için bu sürece girdiğini de kaydeden Özersay, vatandaşta bir miktar seçimden ve siyasilerden yorgunluk söz konusu olduğunu ancak ülkenin geleceğini bu kadar yakından ilgilendiren bir konuda iyi bir ortam yaratılabilirse, alınacak kararın faydalı olacağına inandığını kaydetti.

Özersay, genç olmasının avantaj olduğunu ancak, müzakereciler içinde de en tecrübeli kişi olduğunu belirtti.

Özersay, “Cumhurbaşkanlığı makamının nasıl çalışması ile ilgili olarak yine avantajlı olduğumu düşünüyorum. Makamda bulunanların, makamdaki güçlerini istismar etmeleri bir olumsuzluktur” dedi.

Özersay, devlet temsilcisinin bir yere gitmesi durumunda, vatandaşın makama olan saygısından dolayı oraya gittiğini ve elma ile armutun karıştığını belirtti. Oyun yönlenmesi gibi bir potansiyelin her zaman olduğunu da kaydeden Özersay, adaylığı ile ilgili bir olumsuzluk görmediğini kaydetti.

Özersay sözlerine şöyle devam etti:

“Vatandaşa ulaşabildiğimiz oranda kazanma şansımızın artacağına inanıyorum. Başladığımız yerden çok daha ileride olduğumuz kanaatindeyim. Başladığımız noktada kendimizi anlatmamız gerekiyordu, şimdi çok daha fazla kişinin bu konu ile ilgili çok daha bilgili olduğunu düşünüyorum. Bu görevi daha iyi yapabileceğime inandığım için aday oldum.”

Paylaşıma ilişkin olarak ciddi sıkıntılar yaşandığını düşünen Özersay, mevcut statükonun zenginliği paylaşması noktasında başarılı bir yapı olmadığını belirtti. Rum tarafını suçlamanın kolaya kaçmak olduğunu da kaydeden Özersay, mevcut durumunun devamını sağlayanların uluslararası aktörler olduğunu kaydetti.

Özersay, Rum tarafının çözümsüzlük durumunda da, herhangi bir biçimde tek başına sürdürmesini, ama Kıbrıs Türk tarafının da bu çalışmaları yapmasını doğru bulmadığını da kaydeden Özersay, müzakereler ile ilgili bir takvimin oluşturulması gerektiğini ve çıkış yolunun bu olduğunu iddia etti. Özersay, bu takvimin her iki tarafın da belirli bir motivasyonla daha ciddi davranmalarına yardımcı olacağını kaydetti.

Özersay sözlerine şöyle devam etti:

“NAVTEX’i kaldıralım, müzakereler başlasın ama Güney Kıbrıs araştırmasına devam etsin’i doğru bulmam. İkisi paralel gitmemeli diyorsak, bir takvim içerisinde sonuç alıcı bir çözüm bulunması gerekir. Müzakerenin şeklinin dışında ve ötesinde bir sorun var. Bir paylaşım kavgası var. Öyle bir empati yapılabilmesi lazım. Bu şartlar çok yardımcı değil çözümün bulunmasına. Tıkanıklık durumu olması gerekiyor. Şu anda bir tıkanıklık yok ve uluslararası aktörler sıkıntı yaşamıyor. Çözüm için çabalarken, başka şeyler de yapmaya hazırlanmalıyız. Kısır olan bir süreci daha da kısırlaştırırız. Çözüm yönünde bir vizyon ve çaba ortaya koymamız gerekir. Sonuç alıcı bir müzakere yaratmamız gerekir. İki taraf arasında enerji, elektrik, su ve doğalgazda, turizmde işbirliği için öneri yapılması gerekir. Bunları yaparken, kendi kurumlarımıza da çeki düzen vermemiz gerekir. Sabah akşam Kıbrıs meselesini gündeme oturtmamak gerekir. Çözüm sürecine yaklaşıldığında tüm kesimlerin bunu analiz etmesi en yakındır. Süreç yakın değilse, bunu sakız gibi ağza dolamak, toprak üzerinde seçim propagandası yapılmasına sebep oluyor.”

Müzakere masası sonuca doğru gidiyorsa, Maraş’la ilgili bir adım atılmayacağını da kaydeden Özersay, müzakere masası bir yere gitmiyorsa, tek yanlı bir adım atılabileceğini kaydetti.

Özersay, “40 küsur senedir malına dokundurtmadınız kimsenin. Ben diyorum ki, askeri bölge statüsünden çıkartıp, mal sahiplerine mallarını verelim. İnşaat hizmetini de bizden alsın. Kıbrıs Rum liderliği yerine, muhatap olarak Kıbrıs Rum halkını muhatap alıp açılım yaparsın. TMK’ya geleceklerini de söylemiştik kimse inanmamıştı” diyerek Rum halkının buna geleceğine inancının tam olduğunu belirtti.

Özersay sözlerine şöyle son verdi:

“İnsanlar gelir bu harekete. Bizim bu coğrafyada hayatlarımız dondurulmuş durumdadır. Herşey askıdadır. Toplumsal durgunluk yaratan birşeydir. Bunu bir noktada kırmak, olumlu bir şeye neden olabilir. Böyle bir adım, Kıbrıs’ta durağan hale canlılık getirmesiyle, pazarlık konusu olarak gördüğümüz Maraş’ı, bizi ve Türkiye’yi vuran bir koz olmasından çıkarılması anlamında, daha aktif bir parça olarak hayata geçirilebileceğine inanıyorum. İradeyi ortaya koyabilmek lazım.”

Kıbrıs Postası

16 subat

Özersay’dan Seçim Açıklaması!

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay, Cumhurbaşkanlığı seçiminin, partilerin değil vatandaşın seçimi olacağını söyledi. Özersay, “Maraş’ı Kıbrıs Türk yönetiminde açacağım” dedi.

Seçim Bürosundan verilen bilgiye göre, Özersay, Tuzla, Maraş ve Ziyamet bölgelerini ziyaret etti, vatandaşlarla biraraya geldi.

Özersay Tuzla ve Maraş bölgelerindeki konuşmalarında kapalı Maraş’ın Kıbrıs Türk yönetimi altında eski mal sahiplerinin kullanımına açılmasının gerek bölgeye gerekse ülke ekonomisine yapacağı olumlu etkiyi anlattı. Özersay, “sadece inşaat sektörüne değil diğer yan sektörlere de canlılık getirecek olan böyle bir hamle, işsizlik sorununun çözümüne de yardımcı olacaktır” dedi. Özersay “birisiyle oturup müzakere etmeden, tek yanlı ama olumlu bir adımla kapalı Maraş’ı KKTC olarak açmalıyız, göreve gelirsem ülke ekonomisine yarayacak, Mağusa’yı çok olumlu şekilde etkileyecek bu adımı atacağım” dedi.

Özersay ayrıca Nisan 2015’te yapılacak olan seçimin siyasi partilerin değil vatandaşların seçimi olacağını, bu nedenle siyasi parti yönetimlerine güven duyulmayan bir dönemde parti yöneticilerinin desteklediği bir aday olmaktansa, sokaktaki vatandaşın desteklediği gerçek anlamda bağımsız bir aday olmayı tercih ettiğini söyledi.

Özersay Ziyamet bölgesinde yaptığı konuşmadaysa Cumhurbaşkanı olması durumunda Karpaz bölgesinin sorunlarının bütüncül şekilde çözümü için konuyu tek gündemli bir toplantı ile Meclis’e taşıyacağını ve Bakanlar Kurulu’na başkanlık ederek bu bölgede hizmet üretilmesi için ağırlığını koyacağını vurguladı.

Devletin ülkenin her yerinde varlığını hissettirmesi gerektiğine dikkat çeken Özersay “bir yanda Güzelyurt ve köyleri, diğer yandaysa Karpaz yarımadası ve Maraş her konuda değilse de bazı açılardan mahrumiyet bölgesi gibi. Bu bölgelerde hayatın devam ettiğini söylemek güç, buralarda hayat adeta askıya alınmış durumdadır, durmuş durumdadır. Tüm bu sıkıntılar Kıbrıs müzakereleri odaklı yaşamamızdan kaynaklanıyor. Oysa yapılması gereken şey, bir yandan Kıbrıs müzakerelerini çözüm odaklı yürütmek ama buna paralel şekilde içeride vatandaşa hizmet sunmaktır, belirli bölgeler verilecekmiş gibi davranmaktan vazgeçmektir” dedi.

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Özersay, şöyle konuştu:

“Hayatımızın merkezine Kıbrıs müzakerelerini koyar, hele de siyasilerin bu süreci istismar etmesine müsaade edersek ekonomik ve sosyal yaşamı bu bölgelerde dondurmuş oluruz. 2004 yılındaki referandumda Rum tarafından gelen “Hayır” ile Annan Planı ile birlikte ekindeki harita da yok ve batıl olmuştur. O nedenle müzakerelerin sonuca doğru gitmesi halinde, son aşamada yapılacak olan toprak müzakeresinde 10 yıl önce adı geçen yerler verilecekmiş gibi davranmak son derece yanlıştır, o gün geldiğinde yapılacak olan şey yeni ve farklı bir toprak müzakeresidir. Biz eğer bu anlayışla hareket etmez, oturup çözüm bulununcaya değin gece gündüz buraların verilecekmiş gibi davranırsak kendi kendimize, kendi insanımıza zarar vermiş oluruz, bu bölgelere yatırım yapılmamasını teşvik etmiş oluruz, yatırım yapmak isteyenleri caydırmış, insanları yıldırmış oluruz. Hele de bu konuyu iç siyasetin mezesi yaparak halka korku salarak oy toplamaya çalışanlara prim vermemeliyiz. Görüyorum ki halk da bu korku salma politikalarına prim vermiyor, vermeyecek ve bu da beni mutlu ediyor.”

İcranın diğer bir ayağının cumhurbaşkanı olduğunu vurgulayan Özersay, halkın doğrudan seçtiği cumhurbaşkanının ülkenin sorunlarına kayıtsız kalmaması ve Anayasal yetkilerini uygulayıp görevlerini yerine getirmesi gerektiğini söyledi.

Hastanelerdeki sıkıntılardan bahseden Özersay, sağlık reformunun hayata geçirilmesinin önemine değindi. Özersay, sosyal devlet anlayışı olarak sağlık konusunda en temel hizmetleri devletin verebilmesi gerektiğine vurgu yaparak “devletin başı olan Cumhurbaşkanı, kendi vatandaşlarını Rum tarafından sağlık hizmeti almaya muhtaç bırakan bir devlet yapısını düzeltmek için çaba göstermeli, Bakanlar Kurulu üzerine ağırlığını koymalıdır dedi.

Özersay konuşmasına şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanı müzakerelerin dışında uluslararası alanda hepimizi en iyi şekilde temsil edecek kişidir. Bunların yanında bu ülkede yaşadığımız iç sorunlarımızın çözümü konusunda da meclisi ve bakanlar kurulunu hizmet üretmeye, icraat yapmaya zorlaması gereken kişidir.”

“BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ OLMALI”

Cumhurbaşkanının bağımsız ve tarafsız olması gerektiğine vurgu yapan Özersay, siyasi partilere olan güvensizlikten dolayı partilerin içerisinde rahatsızlıklar olduğunu dile getirerek, belediye seçimlerinde yaşananları örnek gösterdi.

Parti başkanlarının ve yönetimlerinin aldığı kararın cumhurbaşkanlığı seçiminde etkili olmayacağını dile getiren Özersay, vatandaşın kendisi bu görev ve bu ülke için en iyisi kimse onu seçeceğini, yani bu seçimin siyasi partilerin değil vatandaşın seçimi olacağını söyledi.

Özersay Cumhurbaşkanlığı seçiminin parti veya parti başkanlığı seçimi olmadığına dikkat çekerek, değişim için seçim yapılması gerektiğini vurguladı ve “halk olarak kendi kudretimizin farkına varmamız gerekir” dedi. Yakın geçmişte partilere rağmen değişimi yapabilen bir halkın olduğuna dikkati çeken Özersay, Cumhurbaşkanlığı seçiminde sözde değil gerçek değişimin yaşanacağına inandığını söyledi.

Haber Kıbrıs

15 subat

Özersay: “Bu seçim, partilerin değil vatandaşın seçimi olacak”

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay Tuzla, Maraş ve Ziyamet bölgelerini ziyaret etti, vatandaşlarla biraraya geldi.

“Maraş’ı Kıbrıs Türk yönetiminde açacağım”

Özersay Tuzla ve Maraş bölgelerindeki konuşmalarında kapalı Maraş’ın Kıbrıs Türk yönetimi altında eski mal sahiplerinin kullanımına açılmasının gerek bölgeye gerekse ülke ekonomisine yapacağı olumlu etkiyi anlattı. Özersay, “sadece inşaat sektörüne değil diğer yan sektörlere de canlılık getirecek olan böyle bir hamle, işsizlik sorununun çözümüne de yardımcı olacaktır” dedi.

Özersay “birisiyle oturup müzakere etmeden, tek yanlı ama olumlu bir adımla kapalı Maraş’ı KKTC olarak açmalıyız, göreve gelirsem ülke ekonomisine yarayacak, Mağusa’yı çok olumlu şekilde etkileyecek bu adımı atacağım” dedi. Özersay ayrıca Nisan 2015’te yapılacak olan seçimin siyasi partilerin değil vatandaşların seçimi olacağını, bu nedenle siyasi parti yönetimlerine güven duyulmayan bir dönemde parti yöneticilerinin deseklediği bir aday olmaktansa, sokaktaki vatandaşın desteklediği gerçek anlamda bağımsız bir aday olmayı tercih ettiğini vurguladı.

Özersay Ziyamet bölgesinde yaptığı konuşmadaysa Cumhurbaşkanı olması durumunda Karpaz bölgesinin sorunlarının bütüncül şekilde çözümü için konuyu tek gündemli bir toplantı ile Meclis’e taşıyacağını ve Bakanlar Kurulu’na başkanlık ederek bu bölgede hizmet üretilmesi için ağırlığını koyacağını vurguladı. Devletin ülkenin her yerinde varlığını hissettirmesi gerektiğine dikkat çeken Özersay “bir yanda Güzelyurt ve köyleri, diğer yandaysa Karpaz yarımadası ve Maraş her konuda değilse de bazı açılardan mağrumiyet bölgesi gibi. Bu bölgelerde hayatın devam ettiğini söylemek güç, buralarda hayat adeta askıya alınmış durumdadır, durmuş durumdadır. Tüm bu sıkıntılar Kıbrıs müzakereleri odaklı yaşamamızdan kaynaklanıyor. Oysa yapılması gereken şey, bir yandan Kıbrıs müzakerelerini çözüm odaklı yürütmek ama buna paralel şekilde içeride vatandaşa hizmet sunmaktır, belirli bölgeler verilecekmiş gibi davranmaktan vazgeçmektir” dedi.

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Özersay “hayatımızın merkezine Kıbrıs müzakerelerini koyar, hele de siyasilerin bu süreci istismar etmesine müsade edersek ekonomik ve sosyal yaşamı bu bölgelerde dondurmuş oluruz. 2004 yılındaki referandumda Rum tarafından gelen “Hayır” ile Annan Planı ile birlikte ekindeki harita da yok ve batıl olmuştur. O nedenle müzakerelerin sonuca doğru gitmesi halinde, son aşamada yapılacak olan toprak müzakeresinde 10 yıl önce adı geçen yerler verilecekmiş gibi davranmak son derece yanlıştır, o gün geldiğinde yapılacak olan şey yeni ve farklı bir toprak müzakeresidir. Biz eğer bu anlayışla hareket etmez, oturup çözüm bulununcaya değin gece gündüz buraların verilecekmiş gibi davranırsak kendi kendimize, kendi insanımıza zarar vermiş oluruz, bu bölgelere yatırım yapılmamasını teşvik etmiş oluruz, yatırım yapmak isteyenleri caydırmış, insanları yıldırmış oluruz. Hele de bu konuyu iç siyasetin mezesi yaparak halka korku salarak oy toplmaya çalışanlara prim vermemeliyiz. Görüyorum ki halk da bu korku salma politikalarına prim vermiyor, vermeyecek ve bu da beni mutlu ediyor” dedi.

İcranın diğer bir ayağının cumhurbaşkanı olduğunu vurgulayan Özersay, halkın doğrudan seçtiği cumhurbaşkanının ülkenin sorunlarına kayıtsız kalmaması ve Anayasal yetkilerini uygulayıp görevlerini yerine getirmesi gerektiğini söyledi.Hastanelerdeki sıkıntılardan bahseden Özersay, sağlık reformunu hayata geçirilmesinin önemine değindi. Özersay, sosyal devlet anlayışı olarak sağlık konusunda en temel hizmetleri devletin verebilmesi gerektiğine vurgu yaparak “devletin başı olan Cumhurbaşkanı, kendi vatandaşlarını Rum tarafından sağlık hizmeti almaya muhtaç bırakan bir devlet yapısını düzeltmek için çaba göstermeli, Bakanlar Kurulu üzerine ağırlığını koymalıdır dedi.Özersay konuşmasına şöyle devam etti; “Cumhurbaşkanı müzakerelerin dışında uluslararası alanda hepimizi en iyi şekilde temsil edecek kişidir. Bunların yanında bu ülkede yaşadığımız iç sorunlarımızın çözümü konusunda da meclisi ve bakanlar kurulunu hizmet üretmeye, icraat yapmaya zorlaması gereken kişidir”

“Bu Seçim, Partilerin Değil Vatandaşın Seçimi Olacak”

Cumhurbaşkanının bağımsız ve tarafsız olması gerektiğine vurgu yapan Özersay, siyasi partilere olan güvensizlikten dolayı partilerin içerisinde rahatsızlıklar olduğunu dile getirerek, belediye seçimlerinde yaşananları örnek gösterdi.Parti başkanlarının ve yönetimlerinin aldığı kararın cumhurbaşkanlığı seçiminde etkili olmayacağını dile getiren Özersay, vatandaşın kendisi bu görev ve bu ülke için en iyisi kimse onu seçeceğini, yani bu seçimin siyasi partilerin değil vatandaşın seçimi olacağını söyledi. Özersay Cumhurbaşkanlığı seçiminin parti veya parti başkanlığı seçimi olmadığına dikkat çekerek, değişim için seçim yapılması gerektiğini vurguladı ve “halk olarak kendi kudretimizin farkına varmamız gerekir” dedi. Yakın geçmişte partilere rağmen değişimi yapabilen bir halkın olduğuna dikkati çeken Özersay, Cumhurbaşkanlığı seçiminde sözde değil gerçek değişimin yaşanacağına inandığını söyledi.

Kıbrıs Postası

7 subat

Özersay Temaslarını Yoğunlaştırdı

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay, sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları ile temaslarını yoğunlaştırdı ve bu çerçevede Esnaf ve Zanaatkârlar Odasını ziyaret etti.

Ziyaret sırasında özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin ülke ekonomisindeki ve istihdam sağlanmasındaki önemine dikkat çeken Özersay, “iç sorunlar konusunda kayıtsız kalmayacağım çünkü vatandaşın sıkıntılarını giderecek hizmet üreten bir devlet üretemezsek, partizanlığa ve adam kayırmacılığa müsade edersek uluslararası alanda da, müzakere masasında da güçlü olamayız ve dikkate alınmayız” dedi. Özersay, yabancılar tarafından ülkede açılan kayıtsız ve plansız iş yerlerine, başta elektirik olmak üzere girdi maliyetlerinin yüksek oluşuna ve vergi uygulamasında başta resen vergi nedeniyle yaşanan keyfiliğe işaret etti. Kudret Özersay, Anayasa ve yasaların çizdiği sınırlar dahilinde iç sorunlar konusunda kayıtsız kalmayarak yetki kullanacağını ve hükümetlerin çözüm üretmesi için inisiyatif alacağını söyledi. Özersay’ın Esnaf ve Zanaatkarlar Odası ziyaretindeOda Başkanı Mahmut Kanber, eski başkan Hürrem Tulga ve yönetim kurulunun yanı sıra Taşeronlar Birliği Başkanı Osman Amca da hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı adayı Özersay YÖDAK tarafından tasarlanacak planlı bir yaklaşımla ülkedeki üniversiteler ile turizm sektörünün ve küçük-orta ölçekli işletmelerin koordineli şekilde desteklenebileceğini, bütüncül bir yaklaşım gelitirilmesi durumunda ekonomiye ciddi bir katkı sağlanabileceğini vurguladı. YÖDAK yasasının Cumhurbaşkanlığı tarafından yürütülmesi gerektiğine dikkat çeken Kudret Özersay, “Cumhurbaşkanının görevi sadece Kıbrıs müzakereleri değildir. Ülkede piyasada ciddi sıkıntılar yaşanıyor, işsizliğin önlenmesi konusunda planlı yaklaşımlar ortaya konulmuyorsa, uluslararası alanda yapılacak temsil de müzakere masasında yürütülecek çaba da gücünü ve anlamını yitirmeye başlar” dedi.

Esnaf ve Zanaatkârlar odasının yaptığı çalışmaları yakından takip ettiğini de belirten Özersay, kalifiye elaman yetiştiren odanın kalifiye elemanların çıraklık sürecinde hayat tecrübesi kazanmasının yanı sıra emeğin değerinin anlaşılması bakımından da büyük önem taşıdığını belirtti. Sorunların çözümü konusunda, özellikle kamu vicdanına zarar veren hassas konularda Cumhurbaşkanlarının girişimde bulunması gerektiğine inandığını da vurguladı. Özersay, hiçbir partinin güdümünde olmayacak, tarafsız bir Cumhurbaşkanının bunları yapacağına inandığını ve bu yüzden bağımsız aday olarak çıktığını söyledi. 

Görüşme sırasında ülkesel fiziki planın yürürlükte olmamasından dolayı yaşanan sıkıntılara da değinen Özersay, “bugün 20 küsur yıl önce birilerinin öncülük etmesiyle yasanın gereği olan yapılmış olsaydı, ülkesel fiziki plan hazırlanmış ve unsurları hayata geçirilmiş olsaydı Cengiz Topel Hastanesi ve benzeri tartışmaların yaşanmasının önüne geçilmiş olunacaktı” dedi. Özersay kendisine yöneltilen Kıbrıs müzakereleri ve çözümüne yönelik sorulara da cevap vererek şunları söyledi;

“Hamaset siyasetinde duyduğumuz bir cümle vardır. “Çözüm olmazsa ’seçeneksiz’’ değiliz. Bugün sahip olduğumuz devletin kurumlarına çeki düzen vermemiz gerekir. Eğer biz bu kurumlara çeki düzen verirsek, çözüm daha yaşanabilir hale gelir. Eğer kapsamlı çözüm bizim dışımızdaki nedenlerle gecikecekse, kendi kendimizi yönetme konusunda samimiysek yine bu kurumlara çeki düzen verilmelidir. Doğa boşluk kabul etmez.Başkalarının yönetmeye kalkışmasını önlemenin yolu yönetmek ve iyi yönetmektir. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı olarak iç sorunların çözümünde ve kurumlarımıza çeki düzen verilmesinde inisiyatif kullanacağım ve kararlı adımlar atacağım’’

Haber Kıbrıs