Kıbrıs Meselesi

Kıbrıs Meselesi/Kıbrıs Sorununu Çözme Çabaları ve Müzakere Süreci

    • Çözüm ve belirsizliğin tümüyle ortadan kalkması vizyonuna dayanan bir duruş ortaya koyacağım. Kıbrıs Türk tarafının hazırladığı yaratıcı ve yapıcı önerilerle beslenen aktif bir diplomasi yürüteceğim. Kıbrıslı Türklerin hayatını zorlaştıran başlıca etkenlerden biri olan siyasi belirsizliği tamamen ortadan kaldıracak bir Kıbrıs çözümü için yürütülen çabalarda samimi ve etkin bir biçimde yer almalıyız; bu çabaların başarıya ulaşma ihtimali yüzde bir dahi olsa, amaç uğraşmaya değerdir. Ve bunu en iyi biçimde yapacak olan işin ehli ve konunun uzmanı olan bir Cumhurbaşkanıdır. Kıbrıs Türk halkının yararı bunu gerektirmektedir. Kıbrıs müzakerelerindeki 12 yıllık tecrübemle ben, bunu yapmaya adayım. Kıbrıs sorununu çözme çabalarında bugün var olan sıkıntının esas kaynağı yönetim ve zenginliğin paylaşılmasıyla ilgilidir. 2004 yılında, BM Genel Sekreteri, referandumlar ertesindeki durumu ele alan raporunda, Kıbrıslı Rumların yönetimi ve zenginliği Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya henüz hazır olmadığı yönünde bir saptama yapmıştı. Bu saptama bugün hala geçerliliğini sürdürmektedir. Bu durumu yaratan başlıca unsurlar ise şunlardır: Kıbrıs Rum tarafının, çözüm olmadığı sürece tüm adaya şamil yasal hükümet olarak kabul görmesi; çözüm olmamasına rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla AB üyeliğine kabul edilmiş olması; ve yine çözümün olmadığı şartlarda dahi denizdeki hidrokarbon zenginliğini tek başına çıkarmasına izin verilmesidir. Bu durumu, uluslararası platformlarda Kıbrıs Türk tarafı adına etkin bir biçimde anlatacağım; bunu suçlamak için değil, sonuç alıcı bir müzakere masası kurulmasını sağlamak maksadıyla yapacağım. Yeni, yaratıcı ve yapıcı önerilerle Kıbrıs Türk tarafının çözüme yönelik diplomatik girişimlerini artıracağım. Müzakereler, adım adım sonuca götürecek şekilde tanımlanmış bir takvime oturtulmadan ve ucu açık bir süreç olarak devam ettiği oranda, çözümsüzlüğü olağanlaştıran bir işlev yerine getirir olmuştur. Bu gerçeği, etkili bir takım çalışmasıyla her platformda anlatarak sonuç alıcı bir müzakere sürecine geçilmesini zorlayacağım.

 

    • Kıbrıs sorununun çözümüne dönük müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafının hiç bir eşikte devre dışı kalmasına fırsat vermeyecek, kendi önerilerini kendisinin geliştireceği ve bu yolla kendi geleceğine sahip çıkacağı bir yaklaşım ortaya koyacağım.

 

    • Müzakereler, yerleşmiş BM parametreleri ve genelde bu parametreleri yansıtan birtakım ortak açıklamalar temelinde yapılagelmiştir. Bu çerçevede siyasi eşitlik, iki eşit kurucu devletin varlığı, sulandırılmamış iki-kesimlilik ve Garanti sisteminin devamı gibi unsurların adada kurulacak olası yeni bir ortaklığın temel parametrelerini oluşturması gerektiği görüşündeyim. Kuşkusuz iki toplumun da rıza vermesi durumunda, bu temelde yeni bir ortaklık yerine, yerleşmiş kalıplar dışına çıkılıp farklı fikir ve çözüm modelleri üzerinde müzakere yapılması da mümkün olabilir. Ancak orada da aşılması gerekecek olan temel sorun yine yönetimin ve zenginliğin paylaşılması olacaktır. Bu nedenle, çözüm müzakereleri ile eş zamanlı olarak ve kapsamlı çözümün bulunmasını beklemeksizin, iki tarafın bazı alanlarda işbirliği yapmaya başlaması ve bu yolla her iki tarafın da kazanacak olduğunu yaşayarak görmesi gerekir. Bu doğrultuda uygulanabilir somut öneriler ortaya koyacağım. (Bkz. aşağıda)

 

    • Öte yandan, bizim dışımızdaki nedenlerle çözümün gecikmesi yahut gerçekleştirilememesi durumunda da, bu adada var olmayı ve hak ettiğimiz gibi iyi yönetmeyi başarmamız gerekir. Yani, çözüm için çaba gösterirken, “çözüm olmazsa öldük, bittik” edebiyatı yapmamalı, tam tersine var gücümüzle içinde bulunduğumuz durumu iyileştirmeye çalışmalıyız. Kaldı ki, bunu yapmazsak, bulunacak muhtemel bir çözümün yaşaması da çok daha zor olacaktır. Dolayısıyla, bir yandan uluslararası hukuk ile uyumlu kurumlar yaratarak kendi kendimizi en iyi şekilde yönetmeye; diğer yandan ise, Kıbrıs Türk halkını uluslararası alanda görünür kılacak, Kıbrıs adası ve çevresi ile ilgili konularda iradesi dikkate alınan, saygı duyulan bir aktör haline getirecek diplomatik girişimleri yoğunlaştırmaya ve daha etkili kılmaya odaklanmamız gerekir. Bu perspektifi hayata geçirecek şekilde hareket edeceğim.

Uluslararası Temsiliyet

Uluslararası Temsiliyet / Kıbrıslı Türklerin Uluslararası Alanda Temsiliyeti ve Bölgesel Bir Aktör Olması

a- Çözümü Destekler Nitelikte İşbirliği Modelleri: Kıbrıs Rum tarafı ve bölge ülkeleriyle gerek ada içinde gerekse bölgesel düzeyde bazı konularda işbirliği yapılması için yeni, yaratıcı ve uygulanabilir öneriler ortaya koyacağım. Kapsamlı çözümün bulunmasını beklemeksizin, iki tarafın bazı alanlarda işbirliği yapmaya başlaması ve bu yolla her iki tarafın da kazanacak olduğunu yaşayarak görmesi, yönetimi ve zenginliği paylaşmak konusunda yaşadığımız sıkıntının aşılmasını sağlayacak etkili bir yoldur. Bu, çözümü destekler nitelikte işbirliği modelleriyle mümkün kılınabilir. Avrupa Birliği’nin üzerine tesis edildiği kömür ve çelik alanındaki işbirliği modeline benzer yöntemlerle, tarafların, bir yandan kapsamlı bir çözüm için çaba ortaya koyarken, diğer yandan ise sadece belirli konularda birlikte çalışmaya başlaması mümkündür. Bu çerçevede aktif bir diplomasi ile uluslararası aktörlere – yerine göre devletlere, uluslararası örgütlere ve şirketlere – dönük girişimlerle bu önerilerin hayata geçmesi için çaba sarf edeceğim. Su, elektrik, turizm, ticaret, sivil havacılık, çevre ve insani konuları içeren çeşitli alanlarda, gerek ada içerisinde, gerekse daha geniş çerçevede bölgedeki aktörlerin de katılımını öngören işbirliği önerileri geliştireceğim.

 

b- Güven Yaratılması İçin Diyalog: İşbirliği modelleri yanında, özellikle insani konularda izleyeceğim olumlu politikalarla iki taraf arasında güven yaratılması için çalışacağım, bu konularda olumlu bir duruş sergileyeceğim. Kültürel miras, sanat ve kültür alanlarındaki çalışmaların desteklenmesini; dinler arası diyaloğun yürütülmesini ve Kayıp Şahıslar Komitesi’nin görevlerini etkili şekilde yerine getirmesini destekleyeceğim. Kayıp Şahıslar Komitesi bağlamında bugüne değin çeşitli nedenlerle talepleri göz ardı edilen bazı kayıp yakınlarının beklentilerini dikkate alan bir yaklaşım ortaya koyacağım. Gerek KKTC’ye gelen mülteciler/sığınmacılar konusunda uluslararası örgütlerle işbirliği yapılması, gerekse adanın tümü için giderek ağırlaşan ortak bir sorun haline gelmiş olan bu konuda iki tarafın birlikte çalışabilmesine imkan yaratmak için BM ile işbirliği halinde iki-toplumlu bir birim kurulması yönünde adım atacağım. Yukarıdaki konularda ortaya konulacak çalışmalarda, kurumlarımızın kendi kimliğini ve iradesini göz ardı etmeyecek modelleri esas alacağım.

 

c- Türkiye ile Savunma Antlaşması Yapılması ve Geçici 10. Madde: Kıbrıslı Türklerin bu adada bir çözüm olsa da olmasa da bir aktör olması ve kendi kendini iyi bir şekilde yöneterek varlığını sürdürmesi, Türkiye’nin ada üzerindeki hak ve çıkarlarına güçlü bir meşruiyet zemini kazandırır. Türkiye ile şu anda çok da sağlıklı olmayan ilişkilerimizin düzeltilmesinde, bir başka ifadeyle normalleştirilmesinde, iki taraf arasında yapılacak çeşitli antlaşmalar en iyi yöntem olarak akla gelmektedir. Bugüne değin sadece ekonomik ilişkilerimizi kağıda döküp, karşılıklı sorumlulukları netleştirmemize rağmen, siyasi ve diğer alanlarda bunu yapmaktan kaçınarak ilişkileri muğlak bir zeminde bıraktık. Türkiye ile ilişkilerin ekonomi dışındaki konularda da muğlaklıktan kurtarılması lazımdır. Örneğin siyasi konuları içerecek şekilde bir nevi iyi komşuluk antlaşması yapılmasında yarar görüyorum. Tarafların bir birilerinin egemenliğine saygı duyacakları ve iç işlerine karışma anlamına gelecek davranışlardan kaçınacakları yönünde karşılıklı taahhüt altına girmeleri, bunun başka bazı devletlerin arasında olduğu gibi çağdaş antlaşmalarla düzenlenmesi yararlı olacaktır. Buna kuşkusuz savunma alanındaki bir antlaşmayı da eklemek gerekir. Türkiye ile yapılacak olan bir savunma anlaşmasıyla bugün iç hukukumuz açısından statüsü belirsiz olan, mahkemeler ve uygulanacak hukuk kuralları bağlamında yetki uyuşmazlıkları yaratan durumlar açıklığa kavuşturulmalıdır. Burada, örneğin, NATO ile üyesi olan devletler arasında yapılan Kuvvetler Antlaşması (Status of Forces Agreement—SOFA) benzeri bir antlaşma düşünülebilir. Türkiye ile askeri işbirliği ve savunma antlaşması yapılması için hükümet ile işbirliği halinde girişim yapıp bunun müzakeresini bizzat yapmayı taahhüt ediyorum. Kuşkusuz bu antlaşma, Garanti ve İttifak Antlaşmaları’na halel getirmeyecek şekilde tasarlanacaktır. Bu türden bir antlaşmanın yapılması ertesinde Anayasa’nın Geçici 10. Maddesi’nin kaldırılması yönünde adım atmak çok daha kolay olacaktır.

 

d- Doğal Gaz Konusunda Farklı Yaklaşımlar: Bölgedeki hidrokarbon yataklarının adil bir çerçevede çözümden önce de paylaşılabileceği ve bunun çözümü destekleyecek şekilde tasarlanabileceği şeklinde 2011 yılında Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu öneriyi geliştiren isimlerden birisi olarak, artık bu konuda yeni ve ilave bazı düşünceler geliştirmek gerektiğini düşünüyorum. Her şeyden önce, bugün yapılmakta olanın aksine bu konularda asıl aktörün Kıbrıs Türk tarafı olduğunun çok daha görünür bir hale getirilmesi gerekmektedir. Konunun adeta Türkiye’ye havale edilmiş olması hem Türkiye hem de Kıbrıs Türk tarafı açısından sıkıntılı bir durum ve görüntü yaratmaktadır. Bu alanda faaliyet gösteren yabancı şirketlerle Kıbrıs Türk tarafının görüşmeler yapmak için girişimde bulunması gerekir. Deniz hukuku ve genel anlamda uluslararası hukuk alanında tecrübeli birisi olarak, bu konularda Kıbrıs Türk tarafını temsilen sürekli uluslararası temaslar yapacak, yaratıcı ve uygulanabilir önerilerin kabul görmesi için çalışma yürüteceğim. Hidrokarbon kaynaklarının çıkarılıp işletilmesi konusunda uzmanlaşmış az sayıda vatandaşımız ile bağlantı kurup kendilerinden katkı alacağım.

 

e- Kapalı Maraş’ın Kıbrıs Türk Yönetiminde Açılması: Müzakerelerin askıya alınmış halinin devam etmesi durumunda Kapalı Maraş’ın askeri bölge olmaktan çıkarılması ve Kıbrıs Türk yönetiminde açılması için girişimde bulunacağım. Bu alanın yönetimi KKTC’de kalacak, taşınmaz mallar ise Evkaf İdaresinin haklarına halel gelmeyecek şekilde eski mal sahiplerine belirli şartlarla iade edilebilecektir. Bu adımın atılmasıyla birlikte özellikle Gazi Mağusa bölgesinde ama daha genel anlamda ülke ekonomisinde esasen istihdam olmak üzere bir ekonomik canlanma yaşanabilecektir. Bu konuda daha önce (Kasım 2014) detaylı şekilde ortaya koyduğum öneriyi uygulanabilir kılmak için bölgedeki sivil toplum örgütleri ile istişare edeceğim ve son halini verdikten sonra hükümet ile birlikte hayata geçirmeye çalışacağım.

 

f- Uluslararası Politikadaki Yeni Gelişmeler ve Alternatif Politikalar: Kıbrıs Türk halkının dış ilişkileri Kıbrıs müzakerelerinden ve şimdiki dar kapsamından ibaret olmamalıdır. Jeopolitik konumumuz ve değişen dünya konjonktürü, sürekli yeni stratejiler geliştirmesini gerekli kılmaktadır. Bu nedenle, uluslararası siyasetteki gelişmelerin yakından izlenmesi ve alternatif politikaların geliştirilmesi için çaba ortaya koyacağım. Örneğin, son dönemde genel anlamda Batı ile Rusya Federasyonu arasındaki siyasi kriz sonucunda başlayan ekonomik yaptırımlar nedeniyle, narenciye ihracatı ve benzeri alanlarda Kıbrıs Türk üreticisine yeni pazarların açılması ihtimali söz konusudur. Bu konularda hızlı şekilde manevra yapabilmemiz için siyasi liderlik ortaya koyup, ülkemizde bulunan yabancı diplomatlarla da görüşerek hükümete yardımcı olacağım.

Devlet vatandaşa güven vermeli

Özersay: “Devlet vatandaşa güven vermeli”

Bölge ve köy ziyaretlerini sürdüren Özersay “ülkeyi bu kadar yıldır yönettiğini sananlar vatandaşı devlete küstürdükleri gibi, ciddi anlamda umutsuzluğa ittiler. Artık bu belirsizliği ortadan kaldıracak adımların devlet politikası haline gelmesini sağlayacak ciddi bir siyasi liderliğe ihtiyaç vardır. Kişisel, ailesel, zümresel yahut partisel çıkarları değil ülke menfaatini düşünen ve tarafsız davranacak olan bir siyasi liderliğe ihtiyacımız vardır. Nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bu nedenle aday oldum” dedi. Özersay’a ziyaretleri sırasında Cumhurbaşkanlığı adaylığına destek veren çok sayıda gönüllü de eşlik etti.

“Devletin Bu Bölge İnsanına Güven Vermesi Lazım”

Kudret Özersay, yıllarca Kıbrıs Türkünün hayatının merkezinde Kıbrıs müzakerelerinin yer aldığına ama bu sürecin sonuç üretememesi nedeniyle toplumun kendi kendine olan güvenini de zamanla yitirdiğine dikkat çekerek “oysa devlet ucu açık ve sonuç alıcı olmayan bu müzakere süreçlerinde kendi vatandaşına bu bölgeye yatırım yapılması konusunda gerekli güvenceyi verebilmeliydi. Bugün geldiğimiz noktada devletin bir nevi üvey evlat muamelesi yaptığı batı bölgesinde yaşayan insanımız cenazesini dahi Lefkoşa’ya defneder duruma gelmişse, evladına bir ev alacağında kendi yaşadığı bölgeyi değil de Lefkoşa yahut Girne’nin yakınlarını seçer hale gelmişse o zaman bu ülkeyi yönetenler vatandaşa bu güveni veremediler demektir” dedi.

Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay sözlerine şu şekilde devam etti: “Devletin bu güveni verebilmesinin yollarından biri bu bölgeye, bölge gençliğinin yaşadığı işsizliğe çare olacak şekilde üniversite kampüs yatırımlarının özendirilmesidir örneğin. YÖDAK Yasası’nın yürütülmesinden sorumlu olan bir Cumhurbaşkanlığı makamı var. Vatandaşa taahhüdüm üniversiteler konusunda görev yapan YÖDAK kanalıyla genel olarak ülkenin özelde de bu bölgenin ihtiyaçlarını dikkate alan çalışmalar yapılmasını sağlamaktır. Kuşkusuz bunları tamamlar tamamlamaz da Cumhuriyet Meclisi’nin ve Bakanlar Kurulu’nun gündemine taşımaktır.”

“Meclis’i Bölgenin Sorunlarını Ele Almak İçin Toplantıya Çağıracağım”

Özersay Cumhurbaşkanlığı görevine gelmesi durumunda özellikle Güzelyurt ve bölgesinde yaşanan mazbata sorunu; üretici ödemelerinin siyasilerin iki dudağı arasına bağlı olması sorunu; işsizlik ve genel anlamda Kıbrıs müzakerelerindeki durum nedeniyle bölgede yaşanan belirsizlik sıkıntısını Meclis’e ve Bakanlar Kurulu’nun gündemine taşıyacağını söyledi. Kudret Özersay Cumhurbaşkanlarının bir yandan müzakere ederken öte yandan da kendi vatandaşlarının bu ülkeye olan inançlarını yitirmeyecekleri bir devlet yapısı için uğraş vermeleri gerektiğine dikkat çekerek “eğer vatandaşınız ülkeyi terk etmeyi düşünmeye başlamışsa, eğer gençleriniz işsizlik nedeniyle bahis ve uyuşturucu gibi bağımlılık yaratan alışkanlıklar edinmeye başlamışsa Cumhurbaşkanı olarak sizin her şey yolundaymış gibi yemekler, kurdela kesilerek yapılan açılışlar ve resepsiyonlarla zaman geçirmeniz doğru olmaz. Ben böyle bir durumda, özellikle de Güzelyurt ve bağlı köylerdeki umutsuzluğu ve sıkıntıları gösrdükten sonra rahat uyuyamam. Cumhurbaşkanı olmam durumunda bölge insanının sıkıntılarını aşmak için gerek hükümeti gerekse Meclis’i özel bir çaba harcamaya teşvik edeceğim” dedi.

Kıbrıs Postası

Soyer'in ifadelerini çok yadırgadım

Özersay: “Soyer’in ifadelerini çok yadırgadım”

Eski Başbakanlardan CTP milletvekili Soyer’in kişisel bloğunda kaleme aldığı yazının içeriğini yadırgadığını ifade eden Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Özersay, “Ben Sayın Soyer’in dediği türden bir seçmen grubundan ya da yöntemden medet ummuyorum.. Seçimin Sonucunu Sessiz Çoğunluk Belirleyecek” dedi.

Kıbrıs Postasına konuşan Kudret Özersay şöyle dedi: “Vatandaşın iradesine güveniyorum ve “Halk göstermelik yemelere, içmelere ya da konvoylara kanmayacak” diyorum. Bu seçimin sonucunu sessiz çoğunluk belirleyecektir. Bu ülkede yıllardır uygulanan eskimiş siyaset anlayışı insanımızı baskı altına alıyor. Bazı vatandaşlar siyasi görüşlerini ya da seçimdeki tercihlerini açıklamak konusunda rahat değildirler. İnsanları işlerinden etmekle dahi tehdit eden yozlaşmış bir siyaset anlayışı ile karşı karşıyayız. Benim dile getirdiğim şey budur. Bunun için siyasi görüşünü açıklamaktan çekinen insanaları yadırgayamazsınız. Benim söylediğim şey, insanaları çeşitli vaatlerle ya da baskı yöntemleriyle kendi yanlarında göstermeye çalışanların seçim günü geldiğinde hüsrana uğrayacaklarıdır.”
“Soyer’in ifadelerini çok yadırgadım”

Özersay sözlerini şöyle sürdürdü; “Bu durum özellikle iktidar olmanın imkanlarını kullananlar açısından geçerlidir. Bu saptamam benim beklediğim oylarla değil, iktidar imkanlarını kullanıp kendini güçlü görenlerin bekledikleri oylarla ilgili bir şeydir. Kamuoyu benim yıllardır temiz ve hesap verebilir bir siyaset anlayışının hayata geçmesi için her platformda mücadele ettiğimi de, bu uğurda makam ve mevki denilen şeyleri istifa ederek geri çevirdiğimi de bilmektedir. Bu nedenle sistemin ve eskimiş siyaset anlayışının vatandaşı ne duruma getirdiğini en iyi bilmesi gereken ve bu kadar yıldır siyaset sahnesinde yer alan sayın Soyer’in ifadelerini çok yadırgadım. Ben Sayın Soyer’in dediği türden bir seçmen grubundan ya da yöntemden medet ummuyorum, kendisi de aynı düşüncedeyse zaten söylediklerimden gocunmasına gerek yoktur. Önemli olan vatandaşın menfaat karşılığında oy verme yoluna gitmemesi ve günü geldiğinde sandık başında kendi hür iradesiyle kendi geleceğine karar vermesidir. Ben vatandaşın iradesine güveniyorum ve Halk göstermelik yemelere, içmelere ya da konvoylara kanmasın diyorum. Bu seçimi sessiz çoğunluk belirleyecektir. Eski siyaset anlayışının sonuna geliyoruz. ”

Kıbrıs Postası

Ben Kimim?

Doç. Dr. Kudret ÖZERSAY Kimdir?

1973 yılında Larnaka’ya bağlı Alaminyo köyünde doğdum. Alaminyolu Hüseyin Usta ile terzi Sadiye Hanım’ın oğluyum. Babamın 1974 yılında şehit olması ertesinde kuzeye göç ettik ve Lefkoşa’da Yenişehir bölgesine yerleştik.

Çocukluğum hem Lefkoşa’da hem de ailemin yaşadığı Değirmenlik ve Geçitkale köylerinde geçti. İlkokulu Yenişehir İlkokulu ile Şehit Ertuğrul İlkokulu’nda, ortaokulu Şehit Hüseyin Ruso Ortaokulu’nda okudum. İlkokuldan itibaren önce dülger, sonra da fotoğrafçı yanında çıraklık yaptım. Eğitimime devam ederken Kooperatif Süt fabrikası’nda işçi olarak da çalıştım.

1991 yılında Lefkoşa Türk Lisesi’nden mezun oldum ve üniversite eğitimim için Ankara’ya gittim. 1995 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden (Mülkiye’den) Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldum. 1997 yılında Bosna Hersek’te savaş sonrası seçimlerin demokratik olabilmesi için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü’nde çalıştım.

Aynı üniversitede 1998 yılında Türk Boğazlarından geçiş hakkı konusunda master; 2002 yılında da 1959-1960 Kıbrıs Antlaşmaları konusunda doktora yaptım. Master ve doktora çalışmalarım sırasında aldığım burslarla İngiltere’de Londra Üniversitesi Hukuki Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırmalar yaptım. 2008 yılında kazandığım bir bursla İngiltere’de Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bir dönem görev yaptım.

1996-2002 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde akademisyen (araştırma görevlisi) olarak çalıştım.

2003 yılında Doğu Akdeniz Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi-akademisyen olarak çalışmaya başladım. Bir dönem bu bölümün başkanlığını da yürüttüm.

2002 yılında Kıbrıs’a geldim ve Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın müzakere heyetinde müzakerelere katıldım. Daha sonra ikinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın müzakere heyetinde yer aldım ve son olarak da üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun müzakere heyetinde önce Özel Temsilci ardından da Kıbrıs Türk tarafının Müzakerecisi olarak görev yaptım.

12 yıllık müzakere görevim sırasında üç farklı KKTC Cumhurbaşkanı, dört farklı Kıbrıs Rum lideri (Klerides; Papadopulos, Hristofyas ve Anastasiades) ve iki farklı Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri (Kofi Annan ve Ban Ki Moon) ile aynı müzakere masasında bulundum. Görevim sırasında Londra, Atina, Moskova, New York, Washington, Brüksel, Paris ve Berlin gibi dünya merkezlerinde Kıbrıslı Türkler adına diplomatik girişimler yaptım, Kıbrıs Türk tarafını temsil ettim.

Halen Doğu Akdeniz Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde uluslararası hukuk, hukuka giriş, müzakere ve arabuluculuk, dünya politikası gibi dersler vermekteyim ve doçent olarak sözleşmeli statüde çalışmaktayım. Bugüne değin yayınlanmış üç kitabım, yurt dışında yayınlanmış çok sayıda makalem vardır. Yurt dışında deniz hukuku, doğal gaz, Kıbrıs sorunu, uluslararası hukuk gibi konularda düzenlenen çok sayıda uluslararası konferansa konuşmacı olarak katıldım.

İnsan hakları konusunda çalışmalar yürüten Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı’nın ve temiz toplum, temiz siyaset ve kendi irademize dayalı bir gelecek için yolsuzluk, yozlaşma ve hukuksuzluklara karşı mücadele eden Toparlanıyoruz Hareketi’nin (Temiz Toplum Derneği) kurucu üyesiyim.

Bir tiyatro sanatçısı ve şair olan Aliye Ummanel ile evliyim ve Lefkoşa’da yaşıyoruz.

 

Kudret Özersay